Madde bağımlılığı: Yalnızca bir alışkanlık değil, anlamamız gereken bir süreç
Bir insan, kendisine zarar verdiğini bildiği bir maddeyi kullanmaya neden devam eder? Bağlanma biçimleri ile madde bağımlılığı arasındaki ilişkiye, lisans bitirme projemizin bulgularıyla birlikte bakıyoruz.

Madde bağımlılığı denildiğinde aklımıza çoğu zaman kontrolünü kaybetmek, iradesiz olmak ya da zararlı bir alışkanlıktan vazgeçememek gelir. Oysa bağımlılık, yalnızca kişinin madde kullanımını bırakıp bırakamaması üzerinden anlaşılabilecek kadar basit bir süreç değildir.
Bazen asıl merak etmemiz gereken, kişinin neden başladığından çok, madde kullanımının hayatında nasıl bir yer edindiğidir. Hangi duygulara eşlik ettiği, hangi durumlarda ortaya çıktığı ve kişiye kısa vadede ne sağladığı, bu süreci anlamak açısından önemli sorular olabilir.
Elbette madde bağımlılığını tek bir psikolojik etkene indirgemek mümkün değildir. Biyolojik yatkınlıklar, çevresel koşullar, sosyal ilişkiler ve kişinin yaşam deneyimleri bir araya gelerek karmaşık bir tablo oluşturabilir. Ancak bu çok boyutlu yapının içinde, kişinin duygularıyla baş etme biçimini ve ilişkilerinde geliştirdiği örüntüleri incelemek de bize farklı bir bakış açısı sunabilir.
Peki bağlanma biçimlerimiz ile madde bağımlılığı arasında bir ilişki olabilir mi? Bir insanın yakınlık kurma, başkalarına güvenme ve duygusal ihtiyaçlarını ifade etme biçimi, madde kullanımına ilişkin deneyimleriyle nasıl bir bağlantı gösterebilir?
Lisans bitirme projemiz kapsamında yürüttüğümüz The Impact of Substance Addiction on Attachment Style başlıklı araştırmamızda biz de bu soruların izini sürdük.
Bağlanma biçimimiz madde bağımlılığını anlamamıza yardımcı olabilir mi?#
İnsan, yaşamının ilk yıllarından itibaren başkalarıyla ilişki kurarak kendini ve dünyayı anlamlandırır. Bağlanma kuramının öncülerinden John Bowlby, erken bakım veren ilişkilerinin kişinin güvenlik duygusu ve sonraki ilişkileri açısından önemini vurgulamıştır.
Çocuklukta ihtiyaçlarımızın nasıl karşılandığı, zorlandığımızda birinin yanımızda olup olmadığı ve duygularımızın nasıl karşılandığı; zamanla kendimiz, başkaları ve ilişkiler hakkında bazı beklentiler geliştirmemize katkıda bulunabilir.
Bu deneyimler, yetişkinlikte ilişkilerimizi nasıl yaşadığımızı anlamak açısından da önemlidir. Örneğin, yakınlık kurduğunda terk edilmekten endişe eden biriyle zorlandığında başkalarından uzaklaşmayı tercih eden birinin ilişki deneyimleri aynı olmayabilir.
Yetişkin bağlanmasını anlamada öne çıkan iki boyut vardır:
- Bağlanma kaygısı: Reddedilme, terk edilme veya yeterince sevilmeme ihtimaline ilişkin endişeleri ifade eder.
- Bağlanmadan kaçınma: Yakınlığa, başkalarına güvenmeye veya duygusal ihtiyaçlarını paylaşmaya karşı mesafeli olma eğilimini ifade eder.
Bu boyutlar, kişinin stresli durumlarda nasıl tepki verdiğini ve duygusal ihtiyaçlarıyla nasıl başa çıktığını anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak bağlanma biçimleri değişmez özellikler değildir ve tek başlarına kişinin geleceğini belirlemezler.
Burada önemli bir soru ortaya çıkar: Kişi zorlayıcı duygular yaşadığında bunlarla nasıl baş ediyor? Duygularını paylaşabiliyor mu, destek arayabiliyor mu, yoksa yaşadığı sıkıntıyı kısa süreliğine hafifletecek başka yollar mı arıyor?

Madde kullanımı bazen bir baş etme yolu hâline gelebilir mi?#
Bazı kişiler için madde kullanımı; kaygıyı azaltma, yalnızlık hissini bastırma veya zorlayıcı düşüncelerden bir süreliğine uzaklaşma amacı taşıyabilir. Bu durum, madde kullanımının herkes için aynı işleve sahip olduğu anlamına gelmez. Ancak kişinin madde kullanımına hangi anlamı yüklediğini anlamak, yaşadığı süreci değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Psikiyatrist Edward J. Khantzian'ın kendini tedavi etme yaklaşımı (self-medication hypothesis), bazı madde kullanım örüntülerinin kişinin duygusal sıkıntılarıyla baş etme çabasıyla ilişkili olabileceğini öne sürer.

Bir davranışın kısa süreli rahatlama sağlaması, uzun vadede yararlı olduğu anlamına gelmez. Kişi zorlayıcı bir duygu yaşadığında madde kullanımına yöneliyor ve bunun ardından geçici bir rahatlama hissediyorsa, bu rahatlama aynı davranışın yeniden ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
Bağlanma örüntüleri de bu noktada araştırmaya değer bir alan sunar. Duygusal ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanan, yakınlık konusunda yoğun kaygı yaşayan veya başkalarına güvenmekte güçlük çeken kişilerin stresle baş etme biçimleri, madde kullanımına ilişkin değerlendirmelerde ele alınabilecek konular arasındadır.
Ancak önemli bir ayrımı unutmamak gerekir: Bağlanma biçimi tek başına madde bağımlılığının nedeni değildir. Belirli bir bağlanma örüntüsüne sahip olmak, kişinin bağımlılık geliştireceği anlamına gelmez. Bağımlılık; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin bir araya gelebildiği karmaşık bir süreçtir.
Araştırmamızda ne bulduk?#
Bu sorular, The Impact of Substance Addiction on Attachment Style başlıklı lisans bitirme projemizin de çıkış noktasını oluşturdu.
Araştırmamızda madde kullanan grup ile kontrol grubundan toplam 88 kişinin verilerini inceledik. Bağlanma boyutlarını değerlendirmek için Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II'nden (ECR-II), bağımlılık düzeyini değerlendirmek için ise Bağımlılık Profil İndeksi'nden (BAPİ) yararlandık.
Bulgularımız, üzerinde düşünmeye değer bazı sonuçlar ortaya koydu.
Madde kullanan grupta bağımlılık şiddeti ile bağlanma kaygısı arasında pozitif yönlü, orta düzeyde bir ilişki bulundu (r = .394, p < .01). Bağımlılık şiddeti ile bağlanmadan kaçınma arasında da pozitif yönlü bir ilişki saptandı (r = .452, p < .01).
Başka bir deyişle, araştırmamızdaki madde kullanan grupta bağımlılık şiddeti arttıkça bağlanma kaygısı ve kaçınma puanları da artma eğilimi gösteriyordu.
Ancak araştırmanın bütününe baktığımızda sonuçların tek bir açıklamaya indirgenemeyeceğini gördük.
Madde kullanan grup ile kontrol grubu arasında bağlanma kaygısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Güvenli ve güvensiz bağlanma sınıflandırmalarının dağılımı açısından da anlamlı bir grup farkı saptanmadı.
Bağlanmadan kaçınma puanlarında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark görüldü; beklenenin aksine, kontrol grubunun kaçınma puanları daha yüksekti.
Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, bağımlılık şiddeti ile bağlanma boyutları arasında madde kullanan grup içinde ilişkiler görülse de iki grup arasındaki farklılıkların her boyutta aynı yönde olmadığı anlaşılıyor.
Araştırmamızın örneklem büyüklüğünün sınırlı olması, gruplardaki katılımcıların özellikleri ve öz bildirim ölçeklerinin kullanılması gibi etkenler sonuçların yorumlanmasında dikkate alınmalıdır. Ayrıca çalışmamız ilişkileri incelemektedir; bu nedenle bağlanma örüntülerinin bağımlılığa neden olduğunu ya da bağımlılığın belirli bir bağlanma biçimini ortaya çıkardığını söyleyemeyiz.
Bilimsel araştırmaların değeri her zaman kesin bir yanıt vermelerinde değildir. Bazen daha iyi sorular sormamızı sağlamaları da başlı başına önemlidir.
Madde bağımlılığını anlamak, kişiyi yargılamaktan vazgeçmekle başlayabilir mi?#
Madde bağımlılığı söz konusu olduğunda konuşma çoğu zaman irade, kontrol ve sorumluluk etrafında şekillenir. Oysa yalnızca davranışın kendisine odaklandığımızda, o davranışın kişinin yaşamında nasıl bir işlev üstlendiğini gözden kaçırabiliriz.
Bir davranışın hangi duygularla ilişkili olduğunu, hangi koşullarda ortaya çıktığını ve kısa vadede ne sağladığını anlamaya çalışmak; davranışı onaylamak veya sonuçlarını önemsizleştirmek değildir. Aksine, değişimin nasıl mümkün olabileceğini daha kapsamlı değerlendirmeye yardımcı olabilir.
Bu yaklaşım kişinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Onu yalnızca davranışına indirgemememizi sağlar.

Madde bağımlılığıyla mücadelede kişiye uygun profesyonel destek, tedavi ve sosyal çevrenin desteği önemli olabilir. Bağlanma örüntülerini anlamak da bazı kişiler için ilişkileri, duygusal ihtiyaçları ve baş etme biçimleri üzerine düşünmeye katkıda bulunabilir. Ancak bu, tek başına bir tedavi yöntemi ya da herkes için geçerli bir açıklama değildir.
Belki de kendimize sorabileceğimiz daha anlamlı soru şudur: “Neden hâlâ bunu yapıyorum?” sorusunun yanına, “Bu davranış hangi ihtiyacı karşılıyor ve bu ihtiyacı daha sağlıklı yollarla nasıl karşılayabilirim?” sorusunu da eklemek.
Çünkü madde bağımlılığını anlamak, yalnızca kullanılan maddeye değil, kişinin içinde bulunduğu koşullara ve yaşadığı zorluklara da bakmayı gerektirir. Yargılamadan anlamaya çalışmak, sorunu görmezden gelmek değildir; daha etkili ve insani bir yaklaşımın kapısını aralamaktır.
Kaynakça#
- Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
- Flores, P. J. (2004). Addiction as an Attachment Disorder. Jason Aronson.
- Khantzian, E. J. (2003). Understanding addictive vulnerability: An evolving psychodynamic perspective. Neuro-Psychoanalysis.
- Koob, G. F., & Volkow, N. D. (2016). Neurobiology of addiction: A neurocircuitry analysis. The Lancet Psychiatry, 3(8), 760–773.
- Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2013). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change (2nd ed.). Guilford Press.
Teşekkür#
Bu yazı, lisans bitirme projemiz kapsamında yürüttüğümüz The Impact of Substance Addiction on Attachment Style başlıklı araştırmamızdan hareketle hazırlanmıştır.
Araştırma sürecindeki akademik rehberliği ve katkıları için danışmanımız Doç. Dr. Gün Pakyürek'e; bu çalışmayı birlikte yürüttüğüm arkadaşlarım Feride Çörtük, Nida Nur Taşdemir, Sude Tekin ve Esma Çelik'e emekleri ve katkıları için teşekkür ederim.
Bu yazının, madde bağımlılığını yalnızca bir davranış olarak değil, arkasındaki psikolojik ve sosyal süreçlerle birlikte düşünmeye küçük bir katkı sunmasını diliyorum.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı koymaz ve bireysel bir psikolojik destek sürecinin yerine geçmez.
Bu yazıyı paylaşın
Dikey görsel: WhatsApp durumu ve Instagram hikâyesi için hazır.



